top of page
  • Yazarın fotoğrafıPsikolog Sibel Bora

TRAVMA SONRASI HAYATTA CANLILIK BULMAK

Dünyaya gelmiş her insanın travmaları vardır. İnsanın doğumu acılarının da doğumudur. Bazen bazı insanlar travma olarak adlandırılabilecek olumsuz yaşam deneyimlerinin içinden kendilerini daha iyi tanıyarak, güçlenerek ve bu yaşadıklarından bir anlam bularak çıkabilirler. Olumsuz deneyimler ya da travmalar bazen yeni keşiflere yol açar. Bazen de kişiyi edebiyata, sanata, bilime iter. Kişi bir anlamda acısını yaratıcılığa dönüştürür ve böyle baş eder. Mesela annesini kanserden kaybetmiş bir çocuk, doktor olur ve kanserle ilgili buluşlar yapar. Mesela Freud’a baktığımızda kendi yaşadıklarının ve travmalarının izlerini, ortaya attığı fikirlerde görebiliyoruz ve kendisini psikolojinin babası olarak biliyoruz. Psikolojideki pek çok kuramcının hayatına baktığımızda da kendi hayat hikayeleri, acılarıyla ilgili pek çok ipucu görebiliriz. Bir diğer örnek Gabor Mate, ailesi Yahudi olduğu için Nazilerden kaçıyor ve annesi onu 6 aylıkken bir yabancıya bırakıyor, 6 hafta ortadan kayboluyor ve sonra geri alıyor. Ama Gabor Mate bu durumu, hayatının ilk ve en büyük travması olarak adlandırıyor. Hatta psikiyatrist olmayı seçmesinin bu yarayı iyileştirmek üzere bir çaba olduğunu söylüyor. Bir nevi “yaralı şifacı” meselesi. Yine Nazi kamplarından sağ kurtulan Psikiyatrist Victor Frankl da sonrasında orada deneyimlediklerinden yola çıkarak Logoterapi ekolünü kuruyor.

Bütün bunlar elbette ki “iyi ki travma yaşadık” demek değil. Elbette ki her travma bizi büyütmez, her yara kapanmaz, herkes acısında bir anlam ve misyon bulmak zorunda değil. Belki de mesele acıdan yanmak değil acıyla pişmek. Ve iyi haber; travma varsa iyileşme de var. Yorucu, uzun, meşakkatli bir yol olsa da iyileşme yolu, bu yol her zaman açık, bu yolda yürümek her zaman mümkün. 🌸


Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


Yazı: Blog2_Post
bottom of page