top of page
  • Yazarın fotoğrafıPsikolog Sibel Bora

Göç Psikolojisi

Göçle ilgili bilimsel yayınlara bakıldığında, göçün genel olarak dezavantajlı bir durum olduğundan, insanlarda travmaya sebep olabileceğinden bahsedilir. Göç çoğu zaman sarsıcı bir deneyim olmakla birlikte, göçün kişi için ne anlama geldiğine ve birey üzerinde nasıl bir etki bıraktığına bakılması gerekir. Göçün zorunlu olup olmaması, göç öncesinde kişilerin yaşadıkları, neden göç ettikleri, göç sırasında neler yaşandığı, göç sonrasında nasıl bir yaşamın olduğu, hangi beklentilerle yola çıkıldığı ve bunların ne derece karşılandığı, kişinin geride bıraktıkları üzerindeki algısı gibi pek çok etken insanların göçle ilgili algısını ve psikolojik iyi oluşunu şekillendirir.

Elbette ki göç öncesi, göç sırası ve göç sonrasında yaşananlar, kişiyi göçe iten sebepler travmatik etkilere yol açabilir, kişi tarafından bir travma yaşantısı olarak algılanabilir. Alman bir psikiyatr, göçün yarattığı psikolojik etkileri "kökten kopma sendromu" olarak tanımlamıştır. Kişinin doğup büyüdüğü yere, içinde yetiştiği kültüre, gelenek göreneklerine veda edip zamansal ve mekansal anlamda bambaşka bir yaşantıya alışması olarak bakıldığında göç, gerçekten de bir kökten kopma olarak değerlendirilebilir. Başlarda, eski yerden kopuş ile yeni yere uyum sağlama arasında bir sarkaç gibi sallanır göçmen. İnsanlarda var olan olağanüstü uyum kapasitesi bu noktada oldukça kritik bir role sahip. Ancak bu uyum kapasitesi sayesinde insan, eski yerden koparak beraberinde getirdiği köklerini yeni yerine eker ve yeniden kök salmaya başlayabilir.

Göç etme eğer bir kökten kopuşsa, yaşanılan yerden, orada sahip olunanlardan zoraki ya da gönüllü bir vazgeçişse, bir kayıp yaşantısı olarak da algılanabilir kimi zaman. Kayıp olan yerde ise yas vardır. Her kayıp beraberinde yas sürecini getirir. Yas yaşanması için illa ve sadece sevdiğimiz birinin fiziken ölmüş olması gerekmez. Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı algısı özellikle de zorunlu göç yaşayan kişilerde yas tepkilerinin daha şiddetli yaşanmasına sebep olabilir. Kişiler "Bu neden benim başıma geldi?" diyerek inkar, öfke, depresyon aşamalarını yaşayabilir ama en nihayetinde bir noktada kabul ve uyum aşamasına da geçilir çoğu zaman.

Hayat dümdüz bir çizgi değil. İnişleri, yokuşları, kıvrımları var. Bize bahşedilen olağanüstü uyum yeteneği sayesinde esneyebiliyor, zorluklara alışabiliyor ve uyum sağlayabiliyoruz o yokuşları çıktıktan sonra. Yokuşları çıkmak zor, zahmetli ama tepeden manzarayı izlemesi ise keyif verici ve çoğu zaman "iyi ki"lerle dolu.

38 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comentarios


Yazı: Blog2_Post
bottom of page