top of page
  • Yazarın fotoğrafıPsikolog Sibel Bora

Depresyon ve Anksiyetenizin Nedeni Bu Olabilir

Güncelleme tarihi: 24 Şub 2022

Ülkemizde olduğu kadar dünya genelinde de depresyon ve anksiyetenin her geçen gün arttığını görüyoruz. Peki neden? Ne oluyor da her geçen yıl pek çoğumuz günü atlatmakta daha çok zorluk çekiyoruz? Bunu açıklayan bazı biyolojik açıklamalar var. Beynimizde kimyasal bir değişiklik olur ve çeşitli ilaçlarla o dengesizlik giderildiğinde kişinin semptomları da yok olur. İlacın sağladığı "normale dönüş" hali bir süre kişiye iyi gelir ama bazen de hissedilen acılar, yaşanılan güçlükler artarak geri gelmeye başlar. Araştırmacı Johann Hari de bu süreci yaşayanlardan. Depresyon ve anksiyetenin altındaki mekanizmayı daha iyi anlayabilmek için kolları sıvıyor, dünyanın pek çok yerine seyahat ediyor, bu güçlükleri yaşayan kişilerle konuşuyor, dünyanın önde gelen uzmanlarıyla bir araya geliyor. Depresyon ve anksiyetenin nedenlerini, çözümlerini araştırıyor. Bu araştırmalardan pek çok şey öğreniyor ve en temelde de depresyon ve anksiyetenin 9 farklı nedenine dair bilimsel açıklamaların olduğunu görüyor. Bunlardan ikisi gerçekten de biyolojimizde. Genlerimiz bizi bu sorunlara karşı daha hassas yapabiliyor. Ancak depresyon ve anksiyeteye sebep olduğu kanıtlanan etkenlerin çoğu biyolojik kökenli değil. Yaşam şeklimizle ilgili etkenler. Bunları anladığımız zaman, kimyasal antidepresanların yanında pek çok farklı çözüm yolu da sunabiliriz. Örneğin eğer yalnızlık çekiyorsanız depresyona girme ihtimaliniz daha yüksek. İşinizle ilgili hiçbir kontrolünüz yoksa ve sadece söyleneni yapmak zorundaysanız depresyona girme ihtimaliniz yüksek. Doğal hayatın içine çok nadir giriyorsanız, depresyona girme ihtimaliniz yüksek. Tek bir açıklama, depresyon ve anksiyetenin pek çok sebebini birleştiriyor: Hepimizin doğal fiziksel ihtiyaçları var. Yiyeceğe, suya, sığınacak bir eve, temiz havaya ihtiyacımız var. Bunlardan biri bile olmadığında büyük sorunlar yaşamamız kaçınılmaz olur. Ancak aynı zamanda, her insanın doğal psikolojik ihtiyaçları da var: Bir yere ait olduğumuzu hissetmek, hayatımızın anlamı ve amacı olması, insanların bizi fark ettiğini ve bize değer verdiğini bilmek, ulaşılabilir düzeyde gelecek hayallerimizin olması gibi. Bunlar bizi hayattan memnun kılar. Derinlerde yatan bu psikolojik ihtiyaçlarımızı karşılamada gittikçe daha başarısız hale geliyoruz aslında. Bu da depresyon ve anksiyetenin artmasında etkili oluyor. Tek sorun bu değil elbette ama yaşam şeklimizin önemli bir yeri olduğu çok açık.

Güney Afrikalı psikiyatrist Dr. Derek Summerfield 2001 yılında Kamboçya'da ülkenin vatandaşlarına ilk kez kimyasal antidepresanları tanıtıyordu. Kamboçyalı yerel doktorların da bu ilaçlardan haberi yoktu. Merak içindeydiler. Dr. Summerfield açıkladı, onlar da dedi ki "Bunlara ihtiyacımız yok, bizim zaten antidepresanlarımız var." Summerfield şaşırdı ve "Nasıl yani?" dedi. Bitkisel bir tedaviden bahsedeceklerini sanıyordu. Onlar da bir hikaye anlattılar: Halkları içinde pirinç tarlalarında çalışan bir çiftçi varmış. Bir gün ABD ile yaşanan savaştan kalan bir mayın tarlasına basmış ve bacağını kaybetmiş. Bacak protezi yapılmış ve bir süre sonra pirinç tarlalarında çalışmaya geri dönmüş. Ama protez bir bacakla suyun içinde çalışmak çok acı verici olmaya başlamış. Üstelik bacağını kaybettiği yerde yeniden çalışmak çok travmatikmiş. Adam her gün ağlamaya başlamış, yataktan çıkmıyormuş, tüm klasik depresyon semptomları varmış. Kamboçyalı doktor "İşte bu noktada ona antidepresan verdik." demiş. Dr. Summerfield "Ne verdiniz?" diye sormuş. Yanına gidip onunla oturduklarını, onu dinlediklerini anlatmışlar. Acısının anlamlı olduğunu, depresyon sebebiyle bunu göremediğini ama aslında hayatında tamamen anlaşılır nedenler olduğunu söylemişler. Halkla konuşan doktorlardan biri şunu fark etmiş: "Eğer biz bu adama bir inek alsaydık mandıra çiftçisi olabilirdi, pirinç tarlalarında çalışmaya dönüp onu yiyip bitiren bu duruma da düşmezdi." Ve ona bir inek alıyorlar. İki hafta içinde adam ağlamayı bırakıyor, bir ay içinde de depresyondan kurtuluyor. Dr. Summerfield'a: "Bakın doktor o inek bir antidepresandı. Demek istediğiniz bu değil mi?" diyorlar. :)

Kamboçya'lı doktorlar içgüdüsel olarak biliyorlardı ki bir kişiden yola çıkarak bilimsel olmayan bir anekdot bugün dünyada tıp camiasına yön veren şey. Dünya Sağlık Örgütü'nün yıllardır bize anlatmaya çalıştığı şey. Depresyondaysanız, anksiyete halindeyseniz, zayıf ya da aklınızı kaçırmış değilsiniz, parçaları bozulmuş bir makine değilsiniz. İhtiyaçları karşılanmamış bir insansınız. Kamboçya'lı doktorlar çiftçiye şunu söylemediler: "Dostum kendini toparlaman gerek. Bu sorunu kendi başına anlayıp çözmen lazım." Tam aksine şunu söylediler: "Burada hepimiz senin toparlanman için yanındayız. Bu sorunu birlikte atlatıp çözebiliriz." İşte depresyondaki her insanın ihtiyacı olan en önemli şeylerden birisi de bu. Depresyonda olan herkesin hak ettiği yaklaşım bu. Birleşmiş Milletler'de önde gelen doktorlardan biri 2017 yılında Dünya Sağlık Örgütü resmi açıklamasında, kimyasal dengesizlikler hakkında daha az tartışıp, yaşam şeklimizdeki dengesizlikleri daha çok tartışmalıyız demişti. İlaçlar bazı insanları bir süreliğine gerçekten rahatlatırlar ancak bu sorun tam da biyolojinin çok daha derininde olduğu için çözümlerin de aynı ölçüde derine inmesi gerek. Bunu nasıl yapacağız? Günlük hayatta bizi depresyona sokan etkenler Kamboçya'lı çiftçinin başına gelenlerden çok daha karmaşık. Az önce bahsedilen 9 nedenden 2'sine bakabiliriz bu noktada. Birincisi: Gittikçe yalnızlaşan bir toplum olmaya başladık. Artık kimseye yakın olmadığınız hissine kapıldığınız oluyor mu? Bir araya gelmek, iş birliği yapmak artık bize uzaklaşmaya başladı, bireyselleşmeye başladık. Bu da çok kötü hissetmemize neden oluyor.

İlkel çağlarda yaşayan atalarımızın zorluklarla savaşma ve hayatta kalmadaki başarısının altında, grup kurmakta çok iyi olmaları, çok iyi işbirliği yapabiliyor olmaları ve bir kabile olmaları yatıyordu. İnsan türü olarak sahip olduğumuz önemli bir özellik bu aslında. Artık kabilelerimizi dağıttık ve çok kötü hissediyoruz. Ama böyle olmak zorunda değil.

Doğu Londra'nın yoksul bir kısmında pratisyen hekim olarak görev yapan Sam, halinden hiç de memnun değildi. Çünkü çok fazla sayıda depresyon ve anksiyete sebebiyle gelen hastası vardı. Ancak 2 şeyi görebiliyordu: Birincisi, hastaları çoğu zaman tamamen makul nedenlerden ötürü depresyondaydı, yalnızlık gibi. İkincisi, ilaçlar bazı insanları rahatlatsa da çoğu insanın altta yatan sorununu çözmüyordu. Dr. Sam, daha farklı yaklaşmaya karar verdi. Bir gün hastaneye 7 yıldır ağır depresyon ve anksiyete yaşaması sebebiyle Lisa adında bir kadın geldi. Kadına yine ilaçlarını yazdılar ama bu kez bir şey daha yazdılar. "Haftada 2 kez buraya geleceksin, depresyon ve anksiyeteli bir hasta grubuyla tanışacaksın, ne kadar zor durumda olduğunu değil, birlikte anlamlı neler yapabileceğiniz hakkında konuşacaksınız. Böylece yalnızlık çekmeyecek ve hayatta amaçsız gibi hissetmeyeceksiniz." Bu grup ilk kez bir araya geldiğinde Lisa anksiyete sebebiyle kusmaya başladı. Bu, onun için çok fazlaydı. Ama diğerleri ona destek oldu, grup konuşmaya başladı, "Nasıl yardımcı olabiliriz?" Bu kişiler şehirde yaşayan ve bahçecilik hakkında bir şey bilmeyen insanlardı. Bahçecilikle uğraşma fikrini ortaya attılar. Doktor odaları arkasında boş bir alan vardı. Orayı bahçe yapmayı düşündüler. Kütüphaneden kitaplar aldılar, YouTube videoları izlediler. Ellerini toprağın içine soktular. Mevsimlerin ritmini öğrenmeye başladılar. Doğaya maruz kalmanın çok güçlü bir antidepresan olduğuna dair çok sayıda kanıt var. Ama onlar daha önemli bir şey yapmaya başladılar. Bir kabile kurmaya başladılar. Birbirlerini önemsemeye başladılar. Eğer birisi o gün gelmediyse diğerleri hemen onu arayıp iyi olduğundan emin oluyordu. O gün canını sıkan şeyin ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Lisa şöyle söyledi: "Bahçe çiçek açmaya başladıkça biz de çiçek açmaya başladık." Bu yaklaşıma sosyal reçete deniyor ve Avrupa'nın her yerinde yayılıyor. Küçük ama giderek önem kazanan bir dizi kanıta göre bu, depresyon ve anksiyetede gerçek ve anlamlı düşüşler yaşatabilir. Bu kültürde insanların morali bozuk olduğunda söylediğimiz şey -ki bunu hepimiz söylemişizdir- "Sadece kendin olman lazım." Ama artık anlıyoruz ki asıl söylememiz gereken şey "Sen olma, kendin olma, biz ol, bizimle ol, bir grubun parçası ol." Bu sorunların çözümü ayrı bir birey gibi bir köşeye, kaynaklarımızın içine çekilmek değil. Zaten bizi bu krize sokan şey kısmen bu. Sizden daha büyük bir leye yeniden bağlanmak. Diğer depresyon ve anksiyete sebeplerinden biri de buraya çıkıyor. Hepimiz biliyoruz ki hazır yiyecekler beslenmemizi ele geçirdi ve bizi fiziksel olarak hasta ediyor. Tıpkı bunun gibi hazır değerler de aklımızı ele geçirerek bizi mental olarak hasta ediyor. Binlerce yıl boyunca filozoflar özetle şunu söyledi, "Hayatın para, statü ve hava atmaktan ibaret olduğu kanısındaysanız rezil bir durumda hissedersiniz." Ama garip olan neredeyse kimse bunu bilimsel olarak araştırmadı. Ta ki Prof. Tim Kasser'a kadar. Kendisi Illinois'de Knox College'de ve 30 yıldır bu konuda araştırma yapıyor. Araştırması birkaç önemli noktaya değiniyor. İlki, kederden kurtulmak için daha iyi bir hayatı satın alabileceğinize ne kadar inanıyorsanız, depresyona ve anksiyeteye yakalanma olasılığınız o kadar fazla. İkincisi, bir toplum olarak bu inançlarla yaşar hale geldik. Mutluluğu hep yanlış yerlerde aramak için eğitildik ve nasıl hazır yiyecekler beslenme ihtiyacımızı karşılamıyor bir de üstüne bizi hasta ediyorsa, hazır değerler de aynı şekilde psikolojik ihtiyaçlarımızı karşılamıyor ve güzel bir hayattan bizi uzaklaştırıyor. Kimse ölüm döşeğinde aldığı ayakkabıları veya kaç kez retweetlendiğini düşünmeyecek. Hayatınızda edindiğiniz sevgiyi ve kurduğunuz bağları düşüneceksiniz. Bu klişe gibi görünebilir. Bir ölçüde bunları hepimiz biliyoruz. Ama bu kültürün içinde bunlarla yaşamıyoruz. Bunları o kadar iyi biliyoruz ki klişe olmuşlar ama onlarla yaşamıyoruz. Neden böylesi derin bir şeyi biliyor ama uygulamıyoruz? Prof. Kasser'a göre; "Çünkü hayatta önemli olan şeyleri görmezden gelmemize sebep olan bir makine içinde yaşıyoruz." Prof. Kasser'in da istediği bu makineyi bozup bozamayacağımızdı. Buna yönelik çok sayıda araştırma yaptı. Bir örnek vermek gerekirse, bir grup genç ve yetişkini belli bir süre bir araya getirip bir dizi oturum düzenledi. Bu grubun amaçlarından biri insanların hayatlarında gerçekten anlam ve amaç buldukları bir anı düşünmekti. Farklı insanlar için farklı anlar paylaşıldı. Kimi için müzik çalmak, yazmak, birine yardım etmek gibi. Amaçlardan biri de insanlara şunu sordurmaktı: "Hayatınızın çoğunu bu anlam ve amaç dolu anları takip etmeye ve daha azını ihtiyacınız olmayan şeyleri satın almaya, sosyal medyada paylaşım yapıp insanları kıskandırmaya nasıl adayabilirsiniz?" Bulguları şöyleydi: İnsanları bu toplantılara teşvik etmek, bu değerleri öne çıkarmak, harekete geçirmek ve birbirimizden destek almak insanların değerlerinde kayda değer bir değişim yarattı. Onları bu depresyon yaratan mesajlar kasırgasından, mutluluğu yanlış yerde arama eğiliminden uzaklaştırdı ve bizi depresyondan çıkaran daha anlamlı ve yepyeni değerlere yakınlaştırdı. Hepimiz bir ölçüde bunların farkındayız. Öyleyse bunları anlamamız ve kavramamız neden bu kadar zor olsun? Bunun pek çok sebebi var. Ama bir tanesi şu ki depresyon ve anksiyetenin aslında ne olduğu hakkındaki düşünce şeklimizi değiştirmemiz gerek. Depresyon ve anksiyeteye sebep olan çok gerçek biyolojik etkenler var ancak biyolojiyi tek sorumlu olarak görürsek o zaman insanlara ima ettiğimiz şey, (niyetimiz öyle olmasa da) "Senin acın hiçbir şey ifade etmiyor. Bu sadece bir arıza. Bir bilgisayar programının hata vermesi gibi kafanda bir kablo problemi sadece." Bunun böyle olmadığını fark edene kadar hayatımızda bir şeyleri değiştiremeyiz. Depresyonunuz bir sinyal ve size bir şey söylüyor. Böyle hissetmemizin sebepleri var ve depresyonun pençesindeyken bunları görmek çok zor. Ancak doğru yardımla bu sorunları anlayabilir ve bu sorunları birlikte düzeltebiliriz. Ancak bunu yapmak için ilk adım bu sinyallerin üzerini kapamayı bırakmak, bunların bir zayıflık, çılgınlık ve sadece biyolojik olduğunu söylemeyi kesmek. (Bu çok az sayıda insan için geçerli) Bu sinyallere kulak vermemiz gerek. Çünkü gerçekten de duymamız gereken bir şeyler söylüyorlar. Sadece gerçekten bu sinyallere kulak verdiğimizde ve onları hesaba kattığımızda ve onlara saygı gösterdiğimizde bizi özgür kılan, yeni ve daha derin çözümlere kapı açacağız. İnekler her yanda bizi bekliyor!


Kaynak: Johann Hari- Depresyon ve Anksiyetenizin Nedeni Bu Olabilir (Tedx)


23 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


Yazı: Blog2_Post
bottom of page